İslam Dünyası

http://www.islamdunyasi.com/index.pl?author_id=563
E-Posta: info@islamdunyasi.com
Salı, 14 Şubat 2006 - (13:00)

Hayır!. Tayyîb Bey! Siz bu olmamalısınız!

Tayyîb Bey’in ağzından ‘LAN’ kelimesinin çıktığını haber bültenlerinden okuduğumda, aklıma hemen, ilk ihtimali getirmek istedim.. Bu sıralarda, Bill Gates’le filan fazlaca ilgilendi ya, onun için, internet bağlantılarında ‘LAN’ diye anılan bir sistemin onun diline pelesenk olmuş ve o sözü bu yüzden kullanmış olabileceğini; ya da, çok yurt dışı gezilere çıktığından, gittiği ülkelerdeki bir dilde geçmesi muhtemel ‘Lan’ diye bir kelimenin türkçedeki benzerliği zihnine takılıp, onu tekrarlamış olabilir, diye düşünmek istedim.. Hani, 27 Mayıs 1960 öncesindeki gösterilerde, Başbakan Menderes’in geçtiği her yerde, CHP tahrikleriyle tertiblenen ve ‘yuuuhh’ seslerinin yükseldiği günlerde ve hele ihtilal sonrasında anlatılan bir gırgır vardı, gerçek gibi.. 15 Mayıs 1960’da, ünlü Hind başbakanı Jawaharlal Pandit Nehru, Ankara’ya geldiğinde, Adnan Menderes’le birlikte caddelerden geçerken, göstericilerden yükselen ‘yuuuhh’un mânâsını sorar. Menderes de, zevahiri kurtarmak için, ‘Zindâbâd, çok yaşa!..’ diyorlar, der, güya.. Ve sonra, Nehru, şerefine verilen ziyafetteki nutkunu, ‘öğrendiği’ o türkçe kelimeyle tamamlar: ‘Yuuuhh!.’

Şimdi, geçmişte T. Çiller’e ve bazı bakanlara karşı da ‘gösteriler’ yaptığı ve psikolojik problemli olduğu anlaşılan bir kişi ile tartışırken, Tayyîb Bey’in, tepesi atıp, ona ‘lan’ diye hitab ettiği iddiası doğru ise, -ki, görüntüler onu doğrular mahiyette..- o zaman, bu sözü hangi dile göre, nasıl te’vil etmeli? Herhalde Başbakan, vatandaşa, bir internet terimi olan ‘LAN’ı izah ediyordu demek mümkün değil..

Rivayete göre, Mersin’de bir çiftçi, Başbakan’a, ‘Bizi perişan ettiniz lan!’ diye bağırmış.. Bunun üzerine polisler onu hemen tutup oradan uzaklaştırmak istemişler.. Tayyîb Bey, genelde yaptığı gibi, bu kez de o susturmaya mâni olmuş, ama, saldırgan beyanları karşısında kendine sinirlerine manî olamamış.. Getirmişler ve ‘bir başbakan’a böyle hitab edilir mi?’ diye sormuş.. Erbakan’a neler söylendiğini hatırlamadan.. O kişi de, ‘(lan)’ demediğini ifade etmiş.. Başbakan ise, Böyle bağırılmaz ki, terbiyesizlik yapma!’ demiş.. O kişi de, Terbiyesizlik yapmıyorum. Lûtfen bana hakaret etmeyin! Tarım Bakanı’nın anayasayı ihlal ettiğini biliyor musun?’ diye karşılık vermiş.. Tayyîb Bey de, ‘Lan terbiyesizlik yapma, anayayası senden mi öğreneceğim?’ demiş.. Polisler o kişiyi oradan uzaklaştırırken, o da feryadını sürdürmüş: ‘Adım, Mustafa Kemal Öncel.. Herkes de benim gibi yapsın!’ vs..

Evet ve keşke, her halukarda, öyle bir şey olmasaydı.. Çünkü, bu ‘lan’ deyimi, ‘ahh ulan ahh!’ veya Karadenizli’nin ağzında ‘ula-ulaaa..’ şeklindeki telaffuzlarda kendisini yine de hissettiren sevimlilikten fersah fersah uzak ve Kasımpaşa ağzına bile yakışmıyor; belki Tophane ağzı..

Başkaları bu ağzı kullanabilir.. Ama, Tayyîb Bey, kullanmamalıdır!. O bir Bush değil ki, ağzına geleni söylesin.. Asıl yiğitlik de, kendini kontrol edebilmektir..

Bu kadar ‘stress..’ altında, insanın bir ‘boşalma hali’nin olabileceği gibi gerekçeler anlaşılmaz değildir.. Söz, ağızdan çıkmadıkça, insanın esiridir.. Dudaklarından çıktığı andan itibaren ise, kişi, sözünün.. Ve, yaydan fırlayan ok gibidir.. Ok, yaydan bir kez fırladı mı, bir yerleri mutlaka zedeler.. Yapar mı bilmem, ama, Tayyîb Bey’e, yakışan, o kişinin, yine kameralar önünde, gönlünü almasıdır..

Tayyîb Bey’in kendisine yakışmayan o sözleri söylediği anlarda, Demirel de, kendisinin de mübtela olduğu şeker hastalığı ve onun insanın davranışlarında vesile olduğu durumlara dair, bir tv. kanalında konuşuyor ve, ‘siyasette bazen insan kendini tutamayıp, kızgın laflar söyler; sonra, keşke söylemeseydim der; ama, artık iş işten geçmiştir..’ diyordu. O zaman, kendisinin C. Başkanlığı döneminde, bir maşa kişinin, sırtında paşa üniformaları olduğu halde, zamanın başbakanı Erbakan’a en ağır kelimelerle ettiği hakaretleri, ‘boşalma hakkı’nı kullanmış, insanın zaman zaman boşalma ihtiyacı hisseder..’ şeklinde zırva te’villerle geçiştirişini hatırladım. (Sahi, o kişiye, TSK ne işlem yapmıştı?)

Daha dün, İst. Üni. eski rektörü Kemal Alemdâroğlu, Y. N. Öztürk’ün tek kişilik partisinin bir toplantısında, Eğitim. Bakanı Hüseyn Çelik hakkında, ‘aşiret mensubu bir köktendinci..’ diye sözedebilecek kadar ‘o biçim’ medenîleşirken; ya da, Danıştay’ın, İslamî örtü yasağını, hukuk adına bir ‘diktatörlük ve zorbalık süreci’ni sokağa bile taşırmayı ‘kurşun asker’ tipi, ‘homo-kemalismus’ (kemalizm insanı) yetiştirmeyi hedeflediği anlaşılan yeni çabaları karşısında, ‘Ahh ulan ahhh.. Hem de, birkaç dilde küfretmesini bileceksin..’ diyen şair gibi, içini boşaltmak isteyenler olmaz mı, ‘stress’ içinde?

Ama, unutmayalım, Hz. İsâ aleyhisselam, kendisine en ağır kelimelerle hakaret eden yahudilere en nezîh sözlerle karşılık vermiş ve ‘Niçin, öyle nazik karşılık verdiniz?’ diyenlere de, ‘Herkes kendi tıynetinin gereğince konuşur. Onlar kendi içlerindekine, ben de kendi değerlerime göre davrandım..’ der..