İslam Dünyası

http://www.islamdunyasi.com/index.pl?author_id=713
E-Posta: info@islamdunyasi.com
Salı, 04 Nisan 2006 - (23:45)

Ümmet-i Muhammed Tevhîd Toplumudur

Son yıllarda ise, Müslümanların vahdeti ve canlı ümmet şuuru küresel şeytani odakların hedef tahtasındadır. Bir başka ifade ile söylersek; Müslümanların birliği ve varlığı kelimenin tam anlamıyla “akrep kıskacı”ndadır.

İslâm tevhîd dinidir. İslâm’ı dîn olarak kabul edenler O’nu bir hayat tarzı, bir sistem, hayatın bütün alanlarını kuşatan bir nizam olarak benimserler. İslâm, bir tek Allah’a teslim olan Müslümanları, “ümmetün vahide” kılar. Müslümanlar hep birlikte, vahdet halinde “Allah’ın İpi”ne yani Kur’ân’a yapışırlar. Kur’ân onların akleden ve îman eden kalpleri arasında bir ülfet oluşturur; vahyî gerçekliği kavrayıp itminana eren, yatışan kalpler birbirine yakınlaşır, kaynaşır ve müminler “kardeş” olurlar(3/103). Böylece İslâm toplumu, mümin kardeşlerden oluşan bir Tevhid Toplumu haline gelir.

İslâm ümmeti, yüzyıllar boyu kendi aralarındaki çeşitli farklılıkları zenginlik olarak görmeyi, bunları zaaf yerine imkâna dönüştürmeyi bilmiş ve genel manada ortak idealler etrafında vahdet içinde olmayı başarmıştır. Tarihte yaşanan kimi iktidar kavgalarına ve modern dönemlerdeki ulusçu akımlara rağmen Müslümanlar, ‘İslâm kardeşliği’ inancını ve ümmet bilincini her türlü çıkar ilişkilerinin üstünde tutabilmişlerdir. Batı tarihinin kanlı mezhep, ulus ve sınıf savaşları ile mukayese edildiğinde aktif “ümmet şuuru”nun ve potansiyel İslâm Birliği’nin kıymeti ve değeri daha iyi kavranacaktır.

Son yıllarda ise, Müslümanların vahdeti ve canlı ümmet şuuru küresel şeytani odakların hedef tahtasındadır. Bir başka ifade ile söylersek; Müslümanların birliği ve varlığı kelimenin tam anlamıyla “akrep kıskacı”ndadır. 1991’de NATO’nun konsept değişikliğine gitmesiyle başlayan İslâm-karşıtı süreç, 2001’de gerçekleştirilen mürettep 11 Eylül saldırısı ile doruk noktasına çıkmış, bu süreç İslâm dünyasına daha çok zulüm, daha fazla kan ve gözyaşı olarak yansımıştır. Bosna’dan Çeçenistan’a, Keşmir’e ve Filistin’e uzanan İslâm coğrafyasında sayısız katliamlar olmuştur. Afganistan ve Irak işgal edilmiştir ve yeni işgal senaryoları konuşulmaktadır. Ve bir biçimde hâlâ Müslüman kanı akmaktadır.

Bugün gelinen noktada ise, Müslümanlar yeni bir tezgâhla ve yeni bir oyunla karşı karşıyadırlar... ABD politikasına yön veren Siyonist liderlerden Henry Kissinger’in, 11 Eylül sonrası İslâm dünyasına yönelik saldırı politikasında çok önemli bir değişikliğe işaret eden şu cümlesi, karşı karşıya olduğumuz tehlikenin boyutlarını apaçık ortaya koymaktadır: “Şimdiye kadar savaş Müslümanlarla diğerleri arasında idi; bundan sonra ise savaş, Müslümanlarla Müslümanların savaşı olacaktır.” İşte bu yeni şeytani strateji Müslümanlar tarafından çok iyi okunmalı ve imanımızdan kaynaklanan ümmet bilincimizi zedeleyici, kadîm kardeşliğimizi parçalayıcı plân ve oyunlara karşı çok uyanık olunmalıdır. Allah’ın nimeti sayesinde “kardeş” olan müminler; hiçbir zaman kavmî ve mezhebî kışkırtmalara, terörizm tuzaklarına kapılmamalı, Sırât-ı Müstakim’den şaşmamalı ve ümmet şuurunu diri tutmak için ellerinden gelen her şeyi yapmalıdırlar. Karikatür saldırganlığı karşısında Türk’ü, Kürt’ü, Şiî’si, Sünni’si ile tek yürek olarak cevap veren Müslümanlar, bugün vahdetleri ile sınanmaktadırlar. Müslüman dünyanın bir anda tek yürek olabilmesi, bizleri sevindirirken elbette birilerini de kıskandırmış, hatta ürkütmüştür.

Son iki ay içinde, tam da Ümmet-i Muhammed’in “Peygamber sevgisi” ekseninde birleştiği bir süreçte, Irak’ta Şiî ve Sünnî camilerinin karşılıklı olarak bombalanması ve karşılıklı olarak Şiî ve Sünnî Müslümanların kanının dökülmesi son derece manidardır. Bu bombalama ve saldırılarda, ihtimaldir ki, ümmet bilincinden yoksun, mezhebî ya da kavmî hissiyatı ağır basan kimi unsurlar kullanılmış olabilir. Ama olayların arkasındaki küresel şeytani planları görmek, ona göre tutum belirlemek zorundayız.

Aynı şekilde, Türkiye’de uzun yıllardır bir Türk-Kürt kavgası çıkarmak için ellerinden geleni yapan ve Allah’a şükürler olsun ki, iki “kardeş” -sadece İslâm sayesinde “kardeş”- toplumu birbirine düşürmeyi bir türlü başaramayan şer güçler, son günlerde Türkiye’yi böyle bir iç savaş girdabına doğru sürüklemek peşindedirler. Ama inanıyoruz ki, Peygamber sevgisi etrafında tek yürek olmayı başaran Müslüman Türk ve Kürt halkı, bu şeytani tuzağın üstesinden gelecek ve bu sinsi planlar geri tepecektir.

Umran’ın Nisan sayısında Tevhid Toplumu kapak konusu yapıldı. Değerli yazar Vedat Özcan, Hz. Ali’nin(r.a) bir sözünden (El farku bilâ cem şirk: Cemsiz fark şirktir. El cem’u bilâ fark zındıka: Farksız cem zındıklıktır. El cem’u maal fark Tevhid: Fark ile birlikte cem Tevhid’dir.) yola çıkarak, İslâm toplumunun, aralarındaki farklılıkları önceleyen bir şirk toplumu değil, birliği önceleyip farklılıkları rahmet gören bir Tevhid Toplumu olduğu gerçeğini inceliyor.

Hasılı, zaman fark değil tevhid/birlik zamanı... O halde, bu süreçte kavlî ve fiilî duâmız şu olmalı:

“Rabbimiz! Bizi ve bizden önce gelip geçmiş imanlı kardeşlerimizi bağışla; kalplerimizde, iman edenlere karşı hiçbir kin/ukde bırakma! Rabbimiz! Şüphesiz ki sen çok şefkatli, çok merhametlisin!” (59/10)