İslam Dünyası

http://www.islamdunyasi.com/index.pl?author_id=744
E-Posta: info@islamdunyasi.com
Cumartesi, 15 Nisan 2006 - (08:29)

Amerika sevmez, hep kullanmak ister; siz ‘kullanılmıyor’ musunuz?

‘Amerika’nın Öcalan’ı yakalayıp bize niye teslim ettiğini hâlâ da anlamış değilim...’ diyen Ecevit, bunu ‘Amerikalıların kendisine güvendiği, onlara hiç yalan söylemediği’ne dayandırmamış mıydı?

Hasaneyn Heykel hâtırâtında, 1962’de Cemal Abdunâsır’la Moskova’ya gittiklerinde Sovyet Rusya lideri Nikita Kruşçef’le görüşmelerinden ilginç bir kesit aktarır. Görüşme arabça-rusça olarak cereyan etmekte ve tercümeyi de bir rus tercüman yapmaktadır.. Kruşçef’in bir sözü üzerine Nâsır rahatsız olur ve ‘Bu bizim içişlerimize müdahaledir’ der. Bu cümle Kruşçef’e aktarılınca, tercümanın yanlış yaptığı anlaşılır ve Kruşçef tercümana, ‘Seni sabun fabrikasına gönderip sabun yaptıracağım!’ diye bağırır. Zavallı tercüman, bu sözü de titreyerek aktarınca Nâsır kahkahayı patlatır, ortam yumuşar ve tercüman da ‘sabun yapılmak’tan kurtulur..

 

Bu gibi konuşma/ tercüme hataları devlet adamlarının başına her zaman gelir..

 

150 yıl öncelerde, Girit’in Osmanlı’dan koparılmaya çalışıldığı yıllarda, Fransa İmparatoru, III. Napoléon, bir baloda, Osmanlı Sefiri (büyükelçisi)ni ortalıkta göremediği bir anda, diğer diplomatlara, Osmanlı Sultanı için, (Le Sultan l’âne!) ‘Eşşek Sultan!’ der. Bir sütunun hemen arkasındaki bir sohbette olan Osmanlı Sefiri Keçecizâde Fuâd Paşa bu sözü duyunca, hemen oraya gelir ve İmparator şaşırır ve ‘Affedersiniz, ağzımdan kaçtı.. Bilirsiniz ki, Padişah’a çok saygım vardır.. Ne olur, bunu ona akatarmayınız..’ gibi laflar eder. Hazırcevablığıyla meşhur Keçecizâde de ‘Merak etmeyin, çok ketûm, ağzı kapalı birisiyimdir. Benim Sultanım da size hergün küfrediyor; hiç, gelip size söyledim mi?’ der..

 

Amerikan emperyalizminin, Beyaz Saray’ı da derinden etkileyen bir ‘think-tank’ ‘düşünce’ kuruluşunda ünlü Amerikan stratejistlerinin Tayyîb Erdoğan’a eleştirileri karşısında, Başbakan’ın danışmanlarından Cuneyd Zapsu, iddia edildiğine göre, ‘Bu adam dürüst bir adam, kendi inançlarında samimî.. Bu adamdan yararlanmayı bilmelisiniz. Çünkü çok geniş bir itibarı var, hem inançlı olması, hem de Batı tipi demokrasiyi benimsemesi nedeniyle.. Onu devirmeye çalışmak, delikten aşağı süpürmek yerine, onu kullanın..’ demiş..

 

Burada kullanılan ‘kullanmak’ ifadesi tartışılıyor, şimdi.. Konuşmanın ingilizce metnini görmedim, ama, sahiden de o kelime türkçede kullanılan şekliyle söylenmişse, çirkin ve ayıp.. Ancaaak, ingilizceye iyi vâkıf bir dost, Zapsu’nun konuşma metnini okuduğunu, ‘benefit’ kelimesini kullandığını ve bunun ‘kullanılmak’ mânasına da alınabileceğini belirtti.

 

Ben de ing. türkçe sözlüğe baktım, o kelimeye ‘Fayda, yarar, hayır, yararlanmak..’ gibi mânalar verilmiş, ‘kullanmak’ şıkkına yer verilmemiş.. Türkçe-ing. sözlüklerde de, ‘kullanma’nın karşılığı olarak, ‘use, employ’ gibi kelimeler var da, ‘benefit’ yok.. İllâ da, Zapsu’yu ‘sabun olmaktan kurtarmak’ diye bir derdim yok; ama, sanırım, tercümanın bu iki dile de bütünüyle vâkıf olmadığı veya maksadı aşan bir tercümesi sözkonusu.. Aynı anadili konuşanlar arasında bile farklı anlama ve algılamalar olmuyor mu? Dilin inceliklerini tam olarak bilemeyenlerin pot kırması daima mümkündür.

Bununla da, Erdoğan üzerinde Amerikan etkisinin olmadığını söylemek istediğim sanılmaya.. ‘Türkiye’deki rejim ve yöneticilerinin emperyalist güç odaklarınca devamlı olarak kullanıldığı’nı nasıl görmezlikten gelebiliriz?

 

Kaldı ki, Osmanlı’nın çözülüş dönemlerinden beri hep kullanılmıyor muyuz?

 

‘Amerika’nın Öcalan’ı yakalayıp bize niye teslim ettiğini hâlâ da anlamış değilim...’ diyen Ecevit, bunu ‘Amerikalıların kendisine güvendiği, onlara hiç yalan söylemediği’ne dayandırmamış mıydı? Halbuki, sadece Ecevit değil, büyük seçmen kitleleri de ‘kullanılmıştı..

 

Hatırlayalım, tam da Nisan-1999 seçimleri öncesinde Öcalan’ın derdest edilip, Türkiye’ye verilişi, ‘İslamî yükselişin kırılması, kavmiyetçi duyguların tahriki ve kutublaşmaların daha bir derinleştirilmesi için’di. Nitekim, yüzde 35’lerde gözüken Fazîlet oyları, ‘Öcalan’ın yakalandığı’ havasıyla manipule edilip, yüzde 15’lere çekilmiş ve Ecevit ve türk kavmiyetçiliğini bayrak edinen MHP’nin birinci ve ikinci parti haline getirilmişti.

 

Bu gibi manipulasyonlar geçmişte de vardı.. Almanlar, 90 yıl öncelerde Enver Paşa’yı, Osmanlı ülkesine, ‘Enwerland’ (Enver ülkesi) diye pohpohlamışlardı. Mustafa Kemal ile İsmet Paşa arasındaki ipler de, İsmet Paşa’nın M. Kemal’i, -İngiliz kraliyetine üstün hizmet sunanlara verilen- ‘Dizbağı Nişanı’nı kabul etmesini eleştirmesi yüzünden kopmamış mıydı?

 

Bütün askerî darbeler de (TSK’nın hiçbir harekatının NATO (yani, Amerika) bilgisi dışında olamayıcağı açısından) hattâ bizzat Amerika düzenlemesiyle, ‘kullanması’yla yapılmamış mıydı? USA Sav. Bak. Gen. Alexander Haig, Jimmy Carter’a, 12 Eylûl’ü, ‘Bizim çocuklar (our boys) başardı..’ diye haber vermemiş miydi? ‘28 Şubat’ta da Gen. Çevik Bir’ler, Amerika’larda açıkça, ‘Ben ve arkadaşlarım bu hükûmetle mücadele edeceğiz..’ dediğinde, USA Dışbakanı M. Albright da, ‘Ama, Meclis aritmetiği yoluyla yapınız..’ dememiş ve öyle de olmamış mıydı? Ve nice TSK generalleri, Washington’larda laiklik üzerine brifingleri verip, Amerika’nın ‘aferin’ini almaya çalışmıyorlar mı?

 

Ve siz, hâlâ da ‘kullanılmadığımızı’ mı sanıyorsunuz?