İslam Dünyası

http://www.islamdunyasi.com/index.pl?author_id=888
E-Posta: info@islamdunyasi.com
Çarşamba, 10 Mayıs 2006 - (15:02)

İran’la savaşın sonu çok kirli olacak

My Lai hikayesini ve Ebu Gıreyb’deki vahşeti ortaya çıkaran adam Seymour Hersh’ün zaman zaman inatçı ve huysuzluk etme hakkı olduğunu düşünüyorum.

Washington’da güçlü bir güruh ile uğraşıyor ki bunlardan biri de onu dilimlere ayırmak isteyen George W. Bush. Bu ayki New Yorker sayısında yaptığı gibi, Hersh “mevcut ve eski Amerikan ordusu yetkililerinin” Bush’un, İran’ın nükleer silah elde etmesini engellemek için elinde bir hedef listesi bulunduğunu ve Bush’un İran’la yaşanan nükleer çekişmedeki “nihai hedefinin” bir rejim değişikliği -yine- olduğunu söylediklerini yazdı. Bush’un neden endişelendiğini anlıyorsunuzdur. Hersh hikayeyi “vahşi” olarak niteledi. Columbia Üniversitesi’nde bir köşeye sıkıştırdığım Hersh’ün katıldığı konferansta söyledikleri oldukça korkutucuydu. Bush Mesihsel bir vizyona sahip ve İran’ı kurtaran adam olarak tarihe geçmeyi hedefliyor (muhtemelen de doğru yolu seçti). “Bu nedenle gerçek bir Amerika krizi içindeyiz… Çöken bir Kongremiz var… Çökmüş bir ordumuz var... İyi haber, her sabah uyanıp bir Bush günün daha eksildiğini görmek. Ancak bu tek iyi haber.”

Hersh, Birleşik Devletler’de iflas etmiş bir medya olduğunu da söylemiş olabilir. Kırlaşan saçı, gözlükleri, açık sözlülüğü ile Hersh bu dünyada korkmayı bir kenara bırakan dünyadaki en güçlü adam.

Bu nedenle, onun hâlâ hedef listesindeki bazı gazeteciler de dahil birilerini korkuttuğunu bilmek iyi bir şey. Hersh şöyle diyor: “Bazı generaller tanıyorum. Onları halka bildiklerini anlatmaya zorlayamam. Fox TV, New York Times ve Washington Post’un saldırılarına maruz kalabilirler. Bu bir mekanizma. Haber odasında hoşnutsuz biri olarak ödüllendirilmezsiniz. Büyük yayın kuruluşlarındaki gazeteciler genellikle orta sınıf okullardan mezun ve Hersh’ün mesleğin ilk günlerinde Chicago’daki habercilik günlerindeki gibi zor koşullardan gelmiyorlar ve göçmenler toplumu ile herhangi bir bağları yok. Sosyal refahın ne olması gerektiğini bilmiyorlar. Aileleri Vietnam’da bulunmadı ve Irak’a da hiç uğramadı. Sosyal refahın ne tür bir şey olduğundan bihaberler. “Peki Hersh tarzı gazetecilik okulu? Bir bilgi alırım, doğruluğunu araştırırım ve bunun gerçek olmadığını görürüm, benim işim bu. Örneğin, Beşşar Esad’ı eski Lübnan Başbakanı Refik Hariri suikastı öncesinde gördüm. İkisi arasında kötü duygular hakimdi. Beşhar, Hariri’nin Şam’daki cep telefonu işini almak istediğini söylüyordu. O gün ne oldu bilmiyorum. Beşşar Esad’ı 14 Şubat 2005 tarihinde saat 11’den 1’e kadar gördüm. Hariri’nin bir hırsız olduğundan bahsediyordu. Bunu yazmadım. Kendime bu karşılıklı kötü duygularla ilgili atlatma bir haber yakaladığımı söyledim.”

Ancak İran konusunda Hersh için bazı şeyler farklı. Geçmişinden bahsediyordu. “İran’da büyütüldüm. Gerçekten kötüydü. Viyana’ya gidersiniz ve orada kitle imha silahları konusundan ne kadar uzak olunduğunu görürsünüz.” Hersh’ün New Yorker’da da yazdığı gibi, nükleer planlamacılar rutin bir şekilde seçenekleri takip eder, “Hızla artan bulutlar, radyasyon, kitle ölümleri ve yıllar sürecek kirlenmeden bahsediyoruz. Ancak plancılar bu düşüncelere karşı çıkınca çenelerini kapatmaları istenir.”Hersh, Bush’un Irak’ta ilerleme olduğunu iddia ettiği açıklamasından sonra yazdığı makalesine saldırmasını anlatıyor. Bu sanrısal bir tutum, Pentagon’daki üst düzey kişiler ve başkan bu sanrıdan vazgeçmeli; çünkü bu delilik. İngiltere’de de böyle sanrılı düşünceler vardır; ancak sorun Washington’dakilerin bunu açığa vurması. Yine de hâlâ muhalefet edebilecek bir Kongremiz var. Bu benim umut ettiğim hikaye, umarım yanılmam. Washington’da insanlığı, barışı, bütünlüğü savunmak iktidar yapısı içinde bir değer ifade etmiyor. Irak’tan nasıl çıkacaklarını bilmiyorlar. Çıkamayacağız. Savaşın sonu çok ama çok kirli olacak; çünkü çıkışı bilmiyoruz.

Hersh’ün Pentagon’daki kaynaklarından biri şöyle diyor: “Sorun şu ki, İranlılar sadece nükleer bir devlet olarak ABD’ye karşı kendilerini koruyabileceklerinin farkındalar. Kötü bir şeyler olacak.” Bogart, Rick Blaine olarak rol aldığı Casablanca filminde piyanisti Sam’a sorar: “New York’ta saat kaç?” Sam, saatinin durduğu cevabını verir ve Bogart ekler: “Bahse girerim New York’ta uyku saatidir.” Ben de bahse girerim Amerika’da herkes uykuda. Hersh hariç. (The Independent - 29 Nisan 2006)