İslam Dünyası

http://www.islamdunyasi.com/index.pl?author_id=952
E-Posta: info@islamdunyasi.com
Pazartesi, 22 Mayıs 2006 - (10:16)

Laiklik, demokrasi ve asker

DANIŞTAY'DA yapılan katliam girişimini, bir ucu "Sauna Çete"sine kadar uzanan tuhaf bir çetenin yaptığı anlaşılıyor. Gerisinde kimler var? Bunun cevabı henüz meçhul ve her türlü komplo teorisine açıktır!

Cinayetin en çok AKP iktidarını sıkıntıya soktuğu ve ülkedeki kamplaşmayı korkunç boyutlara tırmandırdığı belli.

Tipik bir olay, TV'lerde seyrettim: Başı şehirli usulü kapalı bir kadın, "Ben de Atatürkçüyüm, cinayeti kınamak için geldim" diyor. Fakat laik kadınların çok sert tepkisiyle karşılaşıyor. Baskılar karşısında kendisinin "mürteci" olmadığını göstermek için başını açıyor. Laik kadınlar 'vecd' halinde, sevinç gözyaşları içinde onu alkışlıyorlar, kucaklıyorlar...

Bu psikolojiyi iyi anlamak lazım. "Sapkın" bir kadın başını açarak "hidayete ermiş"ti, veya bir "iç düşman" ihanetinden vazgeçip "bizim saflarımız"a katılmıştı!

Türban ya da şehirli usulü başörtüsü bir "aymazlık, sapkınlık, hayınlık, irtica" işareti ise, o kadının "aydınlanıp" başını açması elbette böyle vecd halinde bir sevinçle karşılanır!

Bu gidiş nereye?

Cinayeti kınamak ve laikliğe sadakati ifade etmek elbette sağlıklı. Medeni toplumlar tepki veren toplumlardır. Fakat "hain hükümet" sloganları?!.. Medeni bir tavırla oraya gelmiş bakanlara yapılan çirkin saldırılar?!.

Peki AKP'ye karşı etkili bir muhalefet yapan Erkan Mumcu'nun suçu neydi ki ona da çirkin hareketler yapıldı? Suçu belli, Mumcu AKP'ye karşı ama "bizden" değil, liberal!
"Biz"i bu kadar dar tanımlayan bir laiklik anlayışı, nasıl "birleştirici" olacak?!
Genelkurmay Başkanı'nın, protestolardaki haklılık ile çirkin taşkınlıklar arasında ayrım yapmadan, bunların "her gün sürdürülmesini" istemesi ne kadar kutuplaştığımızı gösteren işaretlerin en anlaşılmazıdır!

Şeref tribününde türbanlı kadın var diye bir jandarma albayının 19 Mayıs törenini terk etmesi ayrımcı, dışlayıcı, aşağılayıcı bir tavır değil mi?!

Cumhurbaşkanı Sezer, şehit annelerini Çankaya'da ağırlayarak gönüllerini alabilir mi?!
Bu gidiş nereye?

Dönüp dolaşıp yine 1950'lerden beri gelen "atanmışlar-seçilmişler" çatışmasına mı sürükleneceğiz?!

En hakiki mürşit

Başbakan Erdoğan'ın laik kesimde gerilim yaratan sözlerini elbette eleştirmek gerekir. Ama beri taraftan, vatandaşların büyük bir bölümüne yıllardan beri sürekli olarak "hayın, aymaz, mürteci" diye bakan, hakaret eden, anneyi üniversitede çocuğunun diploma törenine veya orduevindeki düğününe katılmaktan men eden bir anlayış da toplumu germektedir; üstelik devlet gücüyle!

83 yıllık Cumhuriyet'imizin 57 yılını sıkıyönetim, OHAL ve siyasi istikrarsızlıklar içinde geçirdiğimizi dikkate alarak herkesin tansiyonu düşürmesi, herkesin işine bakması gerekiyor.
Laiklik konusunda sürekli gerilim yaratmak, bunu yapan hangi 'kanat' olursa olsun, her şeyden önce ülkenin istikrar içinde yönetilmesini zorlaştırarak Cumhuriyet'e zarar veriyor.
"Hayatta en hakiki mürşit ilim" ise, duygularımız, korkularımız, vecd ve coşkularımız "mürşit" olamaz. Laik Cumhuriyet'in güçlenmesinin yolu, korkuları ve duyguları tırmandırmak değildir!
Sağduyudur, siyasi istikrardır, ekonominin, eğitimin, sağlığın gelişmesi, sosyal sorunların çözüm yoluna girmesidir. "Sürdürülmesi" gereken budur.