İslam Dünyası

http://www.islamdunyasi.com/index.pl?author_id=99
E-Posta: info@islamdunyasi.com
Pazartesi, 11 Temmuz 2005 - (10:32)

Londra bombalamaları barbarca, ya Irak'takiler?

Irak'taki direnişle savaşırken, direnişin bizi vurmayacağını düşündüren ne acaba? Usame bin Ladin son video kasetlerinden birinde, “Bizim şehirlerimizi bombalarsanız, biz de sizinkileri bombalayacağız.” demişti.

Dedikleri gibi de yapıyorlar. Tony Blair'in, George Bush'un “teröre karşı savaşına” ve Irak'a müdahalesine katılmaya karar vermesinden beri İngiltere'nin hedef olacağı çok aşikârdı. Dedikleri gibi uyarılmıştık. G-8 zirvesi kasıtlı olarak seçildi, saldırı günü olarak seçildi. Ve, Blair'in bize dün, “Sevdiğimiz şeylere zarar vermekte asla başarılı olamayacaklar.” demesinde bir fayda yok. Onlar bizim sevdiğimiz şeylere zarar vermeye çalışmıyor. Onlar Blair'in Irak'tan, Birleşik Devletler ile müttefiklikten ve Bush'un Ortadoğu politikalarına gösterdiği sadakatten çekilmesi için kamuoyu oluşturmaya çalışıyor. İspanyollar Bush'a verdikleri desteğin bedelini ödedi -ve İspanya'nın müteakiben Irak'tan çekilmesi Madrid bombalamalarıyla bu hedefleri amacına ulaştı. Bali'de de Avustralyalılar acı çekti. Tony Blair'in dünkü bombalamaları “barbarca” olarak nitelemesi kolay -elbette öyleler- ancak 2003 yılında İngiliz-Amerikan işgali altında Irak'ta öldürülen sivillere, misket bombalarıyla paramparça olmuş çocuklara, Amerikan kontrol noktalarında öldürülen sayısız masum insanlara ne demeli? Onlar öldüğünde, bu “savaş zayiatı”; “biz” öldüğümüzde “barbarca terörizm”.

Irak'ta direnişçilere karşı savaşırken, onların bizi vurmayacağını düşündüren nedir acaba? Bir şey kesin: Eğer Tony Blair gerçekten Irak'ta “teröre karşı savaşın” İngiltere'yi daha etkin koruyacağına inanıyorsa, -buraya gelmelerine olanak sağlamak yerine onlarla orada savaşın- Bush'un sürekli savunduğu gibi bu argüman artık geçerli değil. Dünyanın İngiltere'ye odaklandığı sırada bombalamaların G-8 zirvesiyle aynı zamana gelmesi çok dahiyane bir şey değil. Bush ile Blair'in el sıkışacağı merkeze yakın bir yerde 30'dan fazla kişinin bombalarla katledilmesi çok sürpriz değil. G-8 zirvesi bombacılara hazırlanmaları için gerekli tüm zamanı verdi. Dün gördüğümüz türde koordine edilmiş bir sistemle bombalı saldırıların planlanması aylarca almış olmalı -güvenli evler seçmek, patlayıcıları hazırlamak, hedefleri belirlemek, güvenliği sağlamak, bombacıları seçmek, zaman, dakika, iletişimi planlamak (uzaktan yönlendirilen mobil telefonlar). Koordinasyonlu ve kompleks planlama-ve masum yaşamlara yönelik ayrım yapmayan saldırı-el Kaide'nin stilini yansıtıyor. Ve şu gerçeği ifade edelim ki, G-8'in başlangıcı, böylesine önemli, böylesine kanlı bir gün, güvenlik servislerimizin başarısızlığını ortaya koydu. Irak'ta kitle imha silahı yokken var olduğunu iddia eden aynı istihbarat “uzmanları” ne yazık ki plan aşaması aylarca süren ve Londralıları öldüren bu hain planı ortaya çıkarmada başarısız oldu.

Trenler, uçaklar, otobüsler, araçlar, metrolar... Ulaşım, el-Kaide'nin karanlık sanat bilimi olmuş görünüyor. Hiç kimse her gün seyahat eden 3 milyon Londralıları arayamaz. Kimse her turisti durduramaz. Bazıları Eurostar'ın el-Kaide'nin hedefi olacağını düşündü- emin olun bunu düşünmüşlerdir ancak ortak otobüsler ve metrolar varken neden başka hedefe yönelsinler ki? Ve gelelim, bu kâbusu uzun zamandır bekleyen İngiltere'nin Müslümanlarına. Şimdi her bir Müslüman “olağan şüpheli”, kahverengi gözlü her kadın ya da erkek, sakallı erkek, başörtülü kadın, tesbihli genç ve ırkçı muameleye maruz kaldığını söyleyen genç kız. 11 Eylül yaşandığında ABD hava sahasını kapattığı için uçağım İrlanda'ya geri dönmüştü. Ben ve uçak personeli herhangi şüpheli bir yolcu bulmak için nasıl da uçak kabinlerinde gezmiştik ve ben bir düzine şüpheli bulmuştum, elbette kahverengi gözlü, uzun tesbihli tamamen masum insanlardı. Ve emin olun, birkaç saniye içinde dostane, liberal ve hoş Robert, Usame bin Ladin'e bir anti Arap ırkçısına dönüştü. İngiliz Müslümanlarını Müslüman olmayan İngilizlerden bölmek (Hıristiyanlar diye isimlendirmeyelim) ırkçılığı cesaretlendirecektir. Ancak sorun burada. İngiltere'nin düşmanlarının “sevdiğimiz şeyleri” yok etmesini engelliyormuş gibi yapmak ırkçılığı teşvik eder. ABD başkanlık seçimlerinden önce bin Ladin sormuştu: Neden İsveç'e saldırmıyoruz? Şanslı İsveç; ne bir Usame bin Ladin'i var ne de bir Tony Blair'i.

(The Independent - 8 Temmuz 2005)

Zaman Gazetesi